Tel Çare Güneş ve Rüzgar

EMO Başkanı Kemal Ulusaler,
Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisine yatırım yapması gerektiğini söyledi


Mersin’de düzenlenen “Nükleer Enerji Sempozyumu”nda konuşan Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Genel Başkanı Kemal Ulusaler, 21. yüzyılın enerji tercihinin rüzgâr ve güneş enerjisi olması gerektiğini vurgulayarak
Rüzgar Enerjisi Türbini
Konferansta, Türkiye’deki rüzgâr
ve güneş enerjisi potansiyelinin
değerlendirilmesi gereği üzerinde
duruldu.

“Türkiye, bu iki alana zamanında yatırım yapsaydı enerji piyasasında önemli bir pazar payı elde edebilirdi” dedi. Ulusaler, hükümetlerin rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımlarına “kaynak yok” diyerek karşı çıktığını, ancak nükleer enerji santralı için para bulabildiklerini söyledi.


EMO Mersin Şubesi ve Mersin Üniversitesi tarafından düzenlenen sempozyumda Türkiye’deki ve dünyadaki enerji sorunu, nükleer enerjinin kullanımıyla ilgili tartışmalar ele alındı. Konuşmacıların büyük bölümü Türkiye’deki rüzgâr ve güneş enerjisi potansiyelinin değerlendirilmesi gereği üzerinde durdu.


EMO Genel Başkanı Kemal Ulusaler, 20. yüzyılın enerji tercihlerinin kömür ve petrol olduğunu, ancak petrol krizleri nedeniyle enerji çeşitlendirilmesine gidildiğini anımsattı. 21. yüzyılın tercihinin ise rüzgâr ve güneş olması gerektiğine dikkat çeken Ulusaler, “Türkiye de enerji konusunda bir yer edinmek istiyor. Türkiye’nin kâğıt üstünde olsa da bir enerji planı var. Bu plan ne kadar gerçekçi? Türkiye’nin uygun enerji modellerine geçmesi gerekiyor. Ayrıca ülkedeki enerji potansiyelinin tespit edilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi, 21 Ekim 2007, sayfa 3

Hatmi Çiçeği Çayı

Üç tutam hatmi çiçeği, bir tutam kantaron, yarım tutam ne­rgis ve rendelenmiş portakal kabuğu on dakika suda kaynatılır. Hazırlanan karışıma süt ve şeker ilâve edilerek yemek sonrası bir bardak içilir.

“Yelleri dağıtmada, göğsü yumuşatmada ve yemeği hazmettir-mede vücuda etkin yararları vardır. Hatmi çiçeği çayı, aynı zamanda emzikli kadınların sütlerini çoğaltır ve sarılık hastalığını da engeller.”

Damar Tıkanıklığı Şikayeti Olanlara Macun

Üç tutam papatya, iki tutam kişniş, bir tutam karanfil, bir baş soğan, beş adet incir dövülerek ezilir.

Hazırlanan karışım ya­rım saat süre ile suda pişirilir.

Süzülerek elde edilen posaya yarım avuç rendelenmiş Hindistan cevizi ilâve edilerek macun kıva­mına gelinceye kadar yoğrulur.

Hazırlanan macun papatya yağı ile yumuşatıldıktan sonra bir kavanoza konarak serin bir yerde saklanır.

Damar tıkanıklığından şikâyeti olanlara tavsiye edilen bu macundan günde üç çorba kaşığı yenir.

Bilişimde Özenli Türkçe

Bilişimci olarak hepimizin yazı ve konuşma dilimize daha fazla özen göstermemizin zamanıdır diye düşünüyorum. İsterseniz, hepimizin bildiği özen gösterilmemiş kullanımlardan örneklerle başlayalım: Hâlâ dizüstü bilgisayar yerine laptop kompüter veya daha kötüsü, kompütür sözcüğünü kullananlar var.

Oysa terim konusunda yerimizde saymak istenmiyorsa, Sn. Aydın Köksal’ın dilimize kazandırdığı bilgisayar sözcüğü tartışmasız kullanılmalı. Donanım ve yazılım sözcükleri varken, konuşmasında ya da yazısında hardware ve software’i kullananlara ne demeli? İstemci/sunucu terimi varken niçin client/server kullanılsın? Katı disk yerine hard disk terimini kullanmak kavramı daha belirgin yapmıyor. Uzun süre fare diyemedik; mouse’u kullandık. Fuzzy logic bulanık mantıktan başka bir anlam taşımıyor. Etkileşimli sözcüğü varken interaktif (İng. interactive) sözcüğünün kullanılmasını kabullenmek çok güç. E-posta hâlâ e-mail’in yerine geçemedi.

Türkçenin, yanlış kullanılarak, kirlenmesine örnekler Hepçilingirler (1997) tarafından belgelenmiş durumda. Örnekler listesini daha uzatmadan, bu kısa olması gereken yazıda, sadece bazı kavramları vurgulayalım:

- Türkçe, bazılarımızın sandığının aksine, kudretli bir dildir. Örneğin, Sayısal Olmak adlı kitabında, Negroponte (1995, sf. 145) konuşma bireşimi (sentezi) yapanlar için Türkçenin İngilizceye üstünlüğünü vurgular.

- Dilimizin sözcük hazinesinin kısıtlı olduğunu çeşitli kaynaklardan okur ya da duyarız. Oysa, 12 ciltlik Derleme Sözlüğü (TDK, 1963a) ya da 8 ciltlik Tarama Sözlüğünün (TDK, 1963b) içindeki sözcüklerin ne kadarını biliyoruz? Bilmediğimizi veya çevremizdekilerin kullan(a)madıkları için duymadığımızı, dilimizin yeteneksizliği diye algılamak haksızlık gibi geliyor bana.

- Türkçenin terim yapma yeteneklerini hafife almadan önce bazı temel kitapları okumakta yarar var; örneğin: Aksan (1987), Özdemir (1973), Hatiboğlu (1981) ve Zülfikar (1991) bu konuda çok yararlı olabilecek kaynaklar.

Bilgisayar bilimi, yazılım mühendisliği ve bilişim ve iletişim teknolojileri gibi uç konulardaki terimleri dilimize özenli bir çalışma ile kazandırmaya çalışmakta yarar var. Bu çalışmalarımızda aşağıda özetlenen görüşler yararlı olabilir:

- Sözlük kullanmak iyi bir alışkanlıktır; elimizin altında bir veya birkaç sözlüğün olması çok yararlı olabilir. Ama gene de sözlükteki karşılıkları akıl ve beğeni süzgecinden geçirmek her aydın bilişimcinin hakkıdır. Örneğin, “anchor point” için önerilen “demir atma noktası” çevirisi yerine “bağlantı noktası”nı yeğleyebilir veya daha iyi bir terimi önerebilirsiniz.

- Yabancı dilden –çoğunlukla İngilizce’den– dilimize yeni terimler kazandırmaya çalışırken yabancı dildeki kavramları yeteri kadar irdelemekte yarar var. Bunu iki şekilde yapabiliriz: (1) İngilizce’de kullanılan sözcük veya terim birden fazla kavramı belirtiyorsa, hangi kavrama karşılık aradığımızı saptamamız gerek. Örneğin, İngilizce’de “run” sözcüğü, Redhouse veya Webster’de görüleceği gibi, Türkçede “koşmak,” “işlemek” ve daha epey başka anlama gelir. Ama, bir saat (veya bir makine) koşmaz; çalışır. Benzer şekilde bir yazılım bilgisayarda koşturulmaz, çalıştırılır. (2) İngilizce’de kullanılan bir sözcük veya terim için Türkçede aklımıza ilk gelen bir karşılığı kullanmadan önce, İngilizce’de yakın anlamlı sözcük veya terimlerin kavram salkımlarını ve onların Türkçe karşılıklarını düşünmekte yarar var. Böylece terimlerin karşılıklarını, kavram kargaşasına neden olmadan, tutarlı bir şekilde verme şansımızı arttırmış olabiliriz. Örnek olarak aşağıdaki terimleri düşünebiliriz: back (geri), cancel (vazgeç), continue (devam), exit (çıkış), OK (onay, tamam) ve permission (olur).

- İngilizce’deki bir terimin Türkçe karşılığını bulurken, bazen başka bir dildeki, örneğin Fransızca’daki karşılığını da düşünmemiz, daha uygun bir terim bulmamızda yardımcı olabilir. “Wizard”ın karşılığı olarak “sihirbaz” sözcüğü yerine, Fransızcası olan “assistant”ın karşılığı olan “yardımcı”yı seçmek gibi.

- Elektron, telefon, İnternet örneklerinde olduğu gibi bazı yabancı terimler dilimize aynen veya küçük değişikliklerle alınabilir. Ama kurallara ve Türk beğenisine uyan Türkçe bir karşılık dilimizi daha da zenginleştirir; “software agent” için “yazılım ajanı” yerine “yazılım etmeni”nin seçilmesi gibi.

- Dilimize yeni terimler kazandırırken yabancı dildeki terimi iyice anlamaya gösterilen özen bizi yanlışlık yapmaktan, bazen de gülünç olmaktan, koruyabilir. Bir konuşmacının “makine parkı” yerine “makine parkuru” dediğini anımsıyorum. Parkur (Fransızcası “parcours”) “izlenen yol” demektir; bir otobüsün parkurundan bahsedilebilir ama “makine parkuru” yanlış bir terimdir.

Kendi kültürlerine saygı duymayanlar başkalarından saygı beklemek haklarını yitirmiş olurlar. Dilimize özen, benliğimize duyduğumuz saygının bir göstergesidir. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bilişim dilimizin zengin bir Türkçe olmasını istiyorsak, şimdiden özenli bir Türkçe kullanmaya başlamalıyız. Bilişimci olabilecek kadar yetenekli olan kişilerin bu özeni gösterebileceklerine inanıyorum.

Kaynak ;

Continue reading “Bilişimde Özenli Türkçe” »

BANYO YAĞLARI

Esansiyel yağlı banyolar özellikle hassas ya da yüzeyinde ölü deri hücresi birikmiş ciltlerde inanılmaz sonuçlar sağlıyor.

Yağ cildi kadifemsi bir yumuşaklığa kavuştururken aynı zamanda cildin kendi koruma bariyerini de yeniden güçlenmesine yar­dımcı oluyor. Örneğin gülyağının yumuşatıcı ve rahatlatıcı etki­si bulunuyor. Zeytinyağı ise antik çağlardan itibaren kadifemsi bir cilt için kullanılıyor. Şeftali yağına gelince; o sertleşmiş dir­seklerin gizli silahı. Japon nane yağı ve ardıç, krampları çözücü etkileriyle biliniyor. Kan dolaşımını harekete geçirerek kısa sü­rede kas ağrılarını gidererek vücudun yeniden hareketlenmesi­ni sağlıyorlar. Kuşburnu ekstresi ise ciltteki pigment lekelerini hafifletiyor ve ölü derileri temizliyor.

Ağız Yaraları Ve Yanıkları İçin Merhem

Yarım avuç dövülmüş amberbaris kökü ve yaprakları, üç tu­tam bağ sarmaşığı, ikişer tutam kızılağaç ve çalgıcı otu çiçekleri, bir tutam çitlembik tohumu, ceviz iriliğindeki bal mumu ile birlik­te yarım saat süre ile suda pişirilir. Sıkılarak elde edilen posa mer­hem kıvamına gelinceye kadar dövülmüş amberbaris kökü ilâve edilerek yoğrulur. Hazırlanan merhem zambak yağı ile yumuşa­tıldıktan sonra bir kavanoza konarak serin bir yerde saklanır. Bu merhem, ağız yaralarına ve yanıkları geçiştirmek için kullanılır.

1000 kat artacak…

Time dergisinin Watson ve Crick’in DNA’nın yapısını keşfetmesinin 50.Yıldönümü’nü kutlamak için düzenlediği “Yaşamın Geleceği” isimli konferansta, katılımcılara bundan sonraki 50 yılda neler bekledikleri soruldu. Konferansa katılan ünlü gelecekçi (fütürist) Ray Kurzweil, pek çok kişinin geleceğe ilişkin öngörülerinin geleceği yeterince yansıtmadığını düşünüyor.

James Watson’ın öngörüsüne göre 50 yıl sonra insanların istedikleri kadar yiyip, kilo almamalarına sağlayan bir ilaç bulunacak. Oysa Kurzweil bu ilacın en geç 10 yıl içinde piyasaya çıkacağını tahmin ediyor.

Kurzweil’e göre Watson ve konferansa katılan bilim adamlarının tümünün yanlışı, son 50 yıldaki ilerlemeyi bundan sonraki 50 yıllık tahminlerinde model olarak kullanmaları. Dolayısıyla geleceğe bu şekilde yaklaşmayı “lineer sezgi” olarak nitelendiren Kurzweil, insanların hâlihazırdaki ilerleme hızının gelecekte de aynı hızda ilerleyeceği yönünde bir yanılgıya düştüğünü düşünüyor.

Fakat teknoloji tarihi bilimsel olarak incelendiğinde, teknolojik değişikliğin lineer değil, üstel olduğu görülüyor. Biyolojiden elektroniğe kadar çeşitli alanlardaki verileri farklı zaman dilimleri içinde incelediğiniz zaman, ilerlemenin ve gelişmenin üstel bir ivme izlediği ortaya çıkıyor.

Gelecekteki eğilimleri anlamanın anahtarı, üstel gelişmeyi anlamaktır. Uzun bir zaman diliminde, üstel büyüme lineer büyümeden çok farklı bir eğilim sergiler. Örneğin 1990′larda insan genom projesi çok tartışmalı bir konuydu. 1989′da genomun yalnızca binde biri çözümlenmişti. 1990′dan sonra dizilimleri gerçekleştirilen genetik veri miktarı her yıl ikiye katlandı ­bu ivme bugün de devam etmektedir- ve insan genomu 2003 yılında çözümlendi.

TEKİLLİK EVRESİ

Bilgi teknolojilerinin her alanında üstel ilerleme yaşanıyor. Dahası, hemen hemen teknolojilerin tümü bilgi teknolojisine dönüşme eğilimi taşıyor. Bütün bu eğilimleri birleştirirsek, yakın bir tarihte olmak üzere “Tekillik” (Singularity) diyebileceğimiz bir evreye erişebiliriz. Bu evrede teknolojik değişim ivmesi o kadar hızlanır ve etkisi o kadar derin olur ki, insan yaşamı geriye döndürülemeyecek şekilde değişir. Biyolojimizi programlayabilir ve hatta biyolojimizin ötesine geçebiliriz. Sonuçta kendimizin ve yarattığımız teknolojilerin birbirine sıkı sıkıya kaynaştığını görürüz.

Üstel büyümenin izlerini her yerde görmek olası. “Tekillik Yakında” isimli kitabında Kurzweil çeşitli alanlardan topladığı verilere dayanan 40 kadar grafikte üstel ilerlemeyi gözler önüne seriyor. Genel olarak bu modeller insanların paradigma-değişim hızını (kabaca teknolojik buluş hızı) her 10 yılda ikiye katladığını gösteriyor. 20.Yüzyıl boyunca gelişme ivmesi sürekli olarak hız kazandı.

Bilgi teknolojisindeki büyüme özellikle çok hızlıdır; her yıl gücü iki misline çıkar. Bu da 10 yılda bin, 20 yılda bir milyon, 30 yılda bir milyar kez güçlendiği anlamına gelir. Oysa daha yavaş, ikinci düzey üstel büyüme, bir milyar kez gelişmenin ancak 25 yılda meydana geleceği anlamına gelir.

Bilgisayar bilimindeki üstel büyüme bir yüzyıl geriye gider ve başlıca 5 paradigmayı kapsar:

5 PARADİGMA

° 1890 yılındaki ABD nüfus sayımında kullanılan elektromekanik hesaplama.

° 1940′lı yılların başlarında Nazi şifrelerini kırmaya yarayan röle tabanlı hesaplama.

° 1952′deki Dwight Eisenhower’ın seçim tahminini yapmak için CBS tarafından kullanılan vakum tüpü tabanlı hesaplama.

° 1960′lı yılların başlarında uzay çalışmalarında kullanılan ayrık-transistor tabanlı hesaplama.

° 1958 yılında icat edilen ve 1960′ların sonlarından sonra her yerde kullanılmaya başlanılan bütünleşmiş (entegre) devre tabanlı hesaplama.

Her evrede, bir değerler dizisi (paradigma) yetersiz kalmaya başladıkça, bir sonraki paradigmaya yol açan araştırmalar hız kazanıyordu.

Bugün, on yıldan fazladır entegre devrelerin üzerindeki transistörlerin küçülmesi evresindeyiz. Ancak şimdiden 6. bilgisayar paradigması yönünde büyük bir ilerleme kaydedilmiş durumda. 6. paradigma, karbon nanotüplerden yararlanarak üretilen üç boyutlu moleküler bilgisayarları kapsayacak. Bu gidişat çerçevesinde elektronik pek çok alandan yalnızca biri. Bir diğer örnek de HIV genomunun 14 yılda çözümlenmesine karşın, SARS ‘ın genomu 31 günde çözülmesi.

İVME KAZANAN GETİRİ YASASI

Sonuç olarak, fiyat-performans ve bilgi teknolojilerinin kapasitesi gibi ölçümler hakkında güvenilir öngörülerde bulunabilme şansı doğmuş oldu. Ancak pek çok şey hakkında güvenilir tahminlerde bulunamayız. Aslında bu, pek çok proje için geçerli olsa da bilgi teknolojilerinin her dalında kestirim yapmak olasıdır.

Bilimin diğer alanlarında, tahmin edilemeyen çok sayıda olayın birbiriyle etkileşiminin sonucunda ortaya çıkan daha büyük bir olay ile ilgili güvenilir tahminlerin yapıldığı da görülür. Sözgelimi gaz içindeki tek bir molekülün izlediği yolu tahmin etmek mümkün değildir. Ancak tüm gazın özelliklerini tahmin etmek ­birbiriyle kaotik bir etkileşim içinde bulunan moleküllerden oluşur- termodinamik yasalarıyla mümkündür. Benzer şekilde spesifik bir şirket veya projenin sonuçları hakkında tahminde bulunmak mümkün değildir, ancak çok sayıda kaotik faaliyetten oluşan bilgi teknolojisinin toplam kapasitesi hakkında “ivme kazanan getiri yasası” yardımı ile güvenilir tahminlerde bulunulabilir.

BUGÜNKÜ KAZANCIN 1000 KATI

Hızlanan kazanç yasası bizlere gelecek hakkında neler söylüyor? Daha önce belirtilen paradigma değişikliği hızı göz önüne alındığında, 2000 ile 2014 yılları arasında insanoğlu 2000 yılının hızında 20 yıllık bir gelişme gösterecek. Bu da 20.Yüzyıldaki gelişmelerin tümüne eşit olacak. Daha sonra aynı şeyleri yalnızca 7 yıl daha yapacağız. Başka bir deyişle 21.Yüzyıl’da 100 yıllık teknolojik bir gelişme yaşamayacağız; 2000 yılının hızında 20.000 yıllık bir gelişmeye tanık olacağız. Veya 20.Yüzyıldaki kazançlarımızın 1000 katına sahip olacağız.

Hepsinden öte, bilgi teknolojilerinde patlama derecesinde bir gelişme yaşayacağız. Kaldı ki bilgi teknolojisi dikkate almamız gereken en önemli teknolojidir. Son olarak değerli olan her şey bilgi teknolojisi haline dönüşebilir. Örneğin biyolojimiz, düşüncelerimiz ve düşünce sürecimiz, üretim teknolojileri ve daha pek çok şey.

Sözgelimi nanoteknoloji tabanlı üretim, moleküler düzeyde karmaşık ürünleri otomatik olarak monte etmek için bilgisayarlı tekniklerden yararlanmamızı sağlar. Bu da 2020′li yılların ortalarında enerji gereksinimimizi, çok ucuza mal edilen nanoteknoloji tabanlı güneş panelleri ile karşılayabileceğimiz anlamına gelir.

ÜSTEL GELİŞMENİN SINIRLARI

Üstel gelişme modeline getirilen en önemli eleştiri, gelişmenin bir üst sınırının olduğu iddiasıdır. Aslında sınırlar vardır, ancak bu sınırlar çok kısıtlayıcı değildir. Birkaç 10 yıl sonra daha en uygun sistemleri geliştirebileceğiz. Örneğin bir nanotüp devresi insan beyninden 100 milyon kez daha güçlü olacak. 1 kg. ağırlığındaki bir bilgisayar ­bugünkü dizüstü ağırlığında- bugün dünyadaki tüm insanların beyinlerinin toplamından 10 katrilyon daha güçlü olacak. Bu tahmin bilgisayarın soğuk bir ortamda çalışması ile sınırlandırılmıştır. Eğer bilgisayarın ısınma sorununa bir çözüm bulunursa bu sonuç 100 milyon kez daha güçlendirilebilir.

“G” DEVRİMİ

“G devrimi”, yani genetik-Biyoteknoloji- insanlara genlerini değiştirme olanağı verecek ve “Terapotik klonlama” dönemi başlayacak.

Bilgi süreçleri üzerindeki hâkimiyetimiz arttıkça, 21.Yüzyıl’da üç önemli teknolojik devrimin yolu açılacak. Şu anda “G” devriminin (genetik veya Biyoteknoloji) ilk evrelerini yaşıyoruz. Biyoteknoloji, temel olarak genlerimizi değiştirme olanağını sağlayacak.

RNA girişimi (enterferansı) (RNAi) denilen teknolojinin tohumları atılmış durumda. Bu teknoloji, haberci RNA’ların çok özel (spesifik) genleri ifade etmesine engel olarak, bazı genlerin faaliyetine son verme olanağını sağlar. Her bir insan geninde kalıtım yoluyla edindiğimiz 23 bin minik yazılım bulunur. Viral hastalıklar, kanser ve diğer hastalıklar, yaşamın kritik bir döneminde gen ifadesine bağlı olduğu için, RNAi çok önemli bir teknoloji olma yolunda ilerliyor.

Yeni gen ilavesi teknolojisi de genetik bilgileri doğru yerleştirme konusunda karşılaşacağımız sorunlara çözüm oluşturabilir. Başarılı tekniklerden biri de genetik bilgiyi laboratuar tüplerinde ilave etmektir. Böylece genetik bilginin en uygun yere yerleştirilmesi garantilenir. Doğruluğu kontrol edildikten sonra, değiştirilmiş hücre, tüp içinde üretilir ve çok sayıda değiştirilmiş hücre hastanın kanına enjekte edilir. Hücreler buradan dokuya gidip yerleşir. Gen terapi, sıçanlarda akciğer hiper tansiyonunun tedavisinde başarı sağladı. Şimdi insanlarda da denenmesi onaylandı.

Diğer bir tedavi yöntemi de kendi hücrelerinizi, dokunuzu ve hatta tüm organı dışarıda üretmek ve bunları yeniden vücuda yerleştirmektir. “Terapotik klonlama” adı verilen bu teknikte, yeni doku ve organları kendi hücrelerimizden üretmemiz mümkün olacak. Örneğin cilt hücrelerinden kalp hücreleri üretilebilecek ve bunlar kan yolu ile kalbe yerleştirilebilecek. Zaman içinde kalp hücrelerinin tümü yenilenecek ve kendi DNA’mız ile “genç” bir kalbe sahip olabileceğiz.

İlaçların keşfi bir zamanlar şu süreci izliyordu: Bazı yararlı maddeler bulunuyor ve bu maddelerin zararlı yan etkilerinin olmamasına dikkat ediliyordu. Bu süreç ilk insanların alet geliştirmesine benziyordu. İlk insan, bazı yararlı amaçlar için kaya ve doğal malzemeleri keşfediyor ve bunlardan alet yapıyordu. Bugün hastalıkların ve yaşlanma sürecinin altında yatan biyokimyasal izyollarını öğrenerek bunların tedavisi için moleküler düzeyde ilaç geliştiriyoruz.

Continue reading “1000 kat artacak…” »

Siyah Yağ Benekleri Için Hanımeli Maskesi

İki avuç hanımeli çiçeği, bir tutam gelincik kurutularak toz haline gelinceye kadar ufalanır. Çırpılmış yumurta akı, bir çorba kaşığı sarımsak suyu, bir tatlı kaşığı domates suyu ilâvesi ile ya­pılan karışım nebati yağ ile birlikte yoğrulur. Hazırlanan karışım bir kaba konarak kaynar su içinde macun kıvamına gelinceye ka­dar karıştırılarak pişirilir. Yüz kısmına yumuşak bir fırça ile sürü­len hanımeli güzellik kremi, yüzdeki siyah yağ beneklerinin iza­lesinde etkin yarar sağlar. Bu küre en az on beş gün devam edil­melidir

Akıl Nedir?

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:

- Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?

Doktor cevaplar:

- Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz: bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Daha sonra ise kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz NE yapardınız?

Adam:
- Hmmm… Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova hem kaşıktan hem de fincandan büyük.

-Hayır. der doktor.

- Normal bir insan küvetin tıpasını çeker!

Ders:
Akıl, sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır.

Kaynak: Anonim

Dereotu Yağı

iki avuç dolusu dereotu yaprak ve çiçekleri bir kavanoza konduktan sonra saf zeytinyağı ilâve edilerek ağzı sıkıca kapatı­lır. İki hafta müddetle güneş altında tutulduktan sonra, on beş dakika kaynar suda pişirildikten sonra sıkılarak süzülür. Dereotu yağı, ağızdan alınabileceği gibi, dışarıdan da kullanılabilir.

“Karın ağrılarında, ateşli hastalıklarda, bademcik şişmelerinde, mesane rahatsızlıklarında ve kaşıntılarla idrar yolları rahatsızlıkla­rında etkin yararlan vardır.”